Oldukça renkli bir ülkede yaşıyoruz. Asya kültürü ile Avrupa kültürü arasında ama tümüyle bize özgü
bir yaşam kültürü bu. Rutinden tümüyle uzak...
Bir boş gününüz olursa toplumun yansımasını görmek ve alışveriş yapmak için, İstanbul'un pazarlarını
bir dolaşın. Ben Pazar'dan alış veriş yapmam demeyin. Unutmayın sakın, sanatçılar dahi oradan giyiniyorlar!
Rahmetli Barış Manço açıklamıştı ilk kez bir röportajın üzerindeki kazağı Salı Pazarından satın aldığı
sırrını bir defada ifşa edivermişti. Eh tabii ki ilk şaşkınlık hali geçince tüm medya mensupları
Salı pazarını taşıdılar günlerce ekranlara. Yani anlayacağınız Salı Pazarı'na nur yağdı.
Şimdilerde pazarların ekrana taşınmasına gerek yok, çünkü tüm İstanbul'lu biliyor artık hangi pazarda
ne bulabileceğini. Kadıköy'deki Pazar "Salı Pazarı" olarak adlandırılıyor. Etiler'deki Pazar ise
"Sosyete Pazar"ı. Sosyetenin de pazarı olur mu demeyin? Valla pazarcıların yalancısıyız biz. Gerçi
sosyetikleri hafta sonu dergilerinden biraz olsun tanıyorsak da "x" şahsı pazardan alışveriş yaparken
gördük diyemeyeceğiz, çünkü hepsi ile tanışıklığımız yok!.. Olsa da biliyorsunuz sırrımız camia içinde
kalmalı, ifşa etmenin anlamı yok.
Bu kadarla sınırlı değil tabii ki İstanbul'un pazarları. Haftanın 7 günü bütün semtlerde pazarlar
kuruluyor. Hemen hemen her pazarda, meyve sebzesi kadar, hatta daha fazla rağbet görüyor giyim
tezgâhları, dolayısıyla da İstanbul'un pazarları. Rivayet o ki çevre illerden hatta Ankara'dan bile
sadece pazardan alışveriş yapmak için gelenler oluyormuş!
Benim de yolum tesadüfen değil bu rivayetlere kulak vermem sonucu pazara düşmüştü yıllar önce. Halâ da
İstanbul'a gidersem mutlaka bir yolunu bulup uğramaya çalışırım. En son hafif kapalı, biraz esintili,
epeyce nemli bir İstanbul gününde Salı Pazarı'ndaydım. Pazardaki kalabalık kimseye geçit vermese de
yaradana sığınıp daldım tezgâhların arasına.
Tezgâhlar çeşit çeşit mallarla dolu. Hepsi kendine göre alıcı bekliyor ve tümü kendine göre de alıcı
buluyor. Kaliteli veya kalitesiz olması çok fazla etkilemiyor alış verişi. Çünkü dedik ya her malın
mutlak bir alıcısı var. Üstelik mağazalarda satılan ve vitrinlerde gördüğünüz pek çok modeli çok
ucuza bulma şansınız da var buralarda. Pazarlar, perdecisinden, çiçekçisine, çantacısından,
ayakkabıcısına bir büyük iş merkezi adeta.
Pazarda yalnız Türk satıcılar olmadığı gibi alıcılarda sadece Türkler değil. İki
Uzak Doğulu genç kız pazara aşina tavırlarla tezgâhlar arasında mekik dokurken,
Uzak Doğu'dan getirdiği incik boncukları, küçük hediyelik eşyaları ve tütsüleri ile
bir diğer Uzak Doğu'lu da müşteri bekliyor. Bir Afrikalı ise belki ülkesinden getirdiği belki de
Tahtakale'den satın aldığı saatleri pazarlamaya çalışıyor. Onun tezgâhı yok, belli ki işe yeni başlamış...
Bizimkiler mi pazarın asıl esnafı yani... Onlar işin kurdu. Üstelik rekabet yok
aralarında. Biri, yandaki tezgâhta satış yapamayan arkadaşını uyarıyor, "Bağır biraz, öyle
susup oturursan müşteri gelmez". Eee... dedik ya her malın her tezgâhın mutlak alıcısı var diye...
Bu da rekabeti biraz öldürmüş olmalı ne dersiniz?
Pazarda oturup karnımı doyurayım deseniz, o da var. Tezgâh çadırları arasından tüten
dumanı takip ettiğinizde bir pazar kafeteryasına ulaşıyorsunuz. Girişimci ruhu böyle
bir şey olmalı. Evde yapıp getirdiği kremalı pastası müşterileri arasında kapışılan
ve anında tükenen, mercimekli köfteden sarmaya kadar pek çok yiyeceği pazar müşterilerine sunarak
geçimini sağlayan bu hanım, bence pazarın en çok kazanan tezgâhını işletiyor. Zaten tezgâhın
büyüklüğü de işinin iyi olduğunu gösteriyor. Üstelik çocukları ve yakınları bile olsa bir kaç kişi
çalıştıracak kadar da büyük bir işletme burası.
Dağ gibi yığılı gözlemeleri gördüğümde ve oturduğum beş dakika süresince yapılan
satışı izlediğimde, bu ülkede girişimciliğin sadece zeka ile sınırlı olduğuna inandım.
Yani çayından ayranına, gözlemesinden sarmasına, pastasından kısırına kadar pek çok
seçenekle bir pazar kafeteryası kurmak, üstelik müşteriler için oturacak tabureler bile koymak
girişimci ruhu değil de nedir?
Anladığınız gibi ben de fizyolojimin ihtiyaçlarını dikkate alıp, her türlü hijyeni göz
ardı ederek bir güzel karnımı doyurdum. Çünkü pazar öyle yarım saatte dolaşılmıyor. Dolaştıkça
zaman geçiyor, zaman geçtikçe karnınız acıkıyor. Eee, onca tezgâhı bırakıp gitmekte içinizden
gelmiyor.
İtiraf etmeliyim ki gözlemesi güzeldi. Belki de çok acıkmıştım, ne bileyim!..
Mükerrem Ekmen
|