DEVECİPINARI KÖYÜ




Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler".
Çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir.
Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.

Mustafa Kemal ATATÜRK
17.01.1931

DEVECİPINARI KÖYÜ

Devecipınarı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.


HABERLER


  • Köylümüz olan Hanife Çabukol 24.05.2014 tarihinde tedavi görmekte iken vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Köylümüz olan Kadirye Dindar Mızrak 18.02.2014 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Köyümüz sakinlerinden olan Zeynep Nazlı 06.10.2013 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Köyümüz sakinlerinden olan Yusuf Dindar 15.09.2013 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Köylümüz olan Zeynep Kara (Yunus Hoca'nın kızı) 23.05.2013 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Köyümüz sakinlerinden Hacer Aytekin tedavi gördüğü hastanede 22.04.2013 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Köylümüz olan Ayşe Kara tedavi gördüğü hastanede 20.02.2013 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Köyümüz sakinlerinden Kemal Tunaboylu tedavi gördüğü hastanede 04.02.2013 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı dileriz.

  • Bir süreden beri hasta olan Ahmet Hocaoğlu vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.
DEVECİPINARI KÖYÜ

Devecipınarı Köyü Uydu Fotoğrafı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.


COĞRAFİ KONUMU VE ULAŞIM

Devecipınarı Krokisi
Devecipınarı Krokisi


Devecipınarı köyü, Ankara ili sınırları içinde Haymana ilçesinin 45 km kadar güneyinde yer alır. Ankara'ya olan uzaklık yaklaşık 120 km kadardır. Köyün daha güneyinde Ilıca Deresi Vadisi uzanır. Bu dere batıda Sakarya Nehri ile birleşir. Köyün kuzeyinde ise Mangal Dağı bulunur. Konakgörmez, Kirazoğlu, Yaprakbayırı, Çekirge Palanca ve Küçükyağcı köyleri ile komşudur.

Devecipınarı, Anadolu'nun uçsuz bucaksız bozkır bölgesinde, yemyeşil ağaçları ile çöldeki bir vaha gibidir. Haymana'nın hiçbir köyünde buradaki kadar çok ağaç ve yeşillik bulunmaz.

Ulaşım sorunu halen tam olarak çözülememiştir. İlçeye olan uzaklığın yarısı toprak yollardan oluşur. Eskiden ilçeye ulaşım köydeki bir adet minübüsle sağlanırdı. Bugün ise otomobili olanlar kendi arabasıyla, olmayanlar da komşu köylerin minibüsleriyle veya birbirlerinin arabası ile ulaşım sağlıyor. Komşu Yurtbeyli Köyüne ait minibüsler her gün Ankara'ya gider. Yolcu olursa köyümüze uğrar. Öğleden sonra 13:00'de Ankara'dan köye döner.



Devecipınarı Köyü Uydu Fotoğrafı
Devecipınarı Köyü Uydu Fotoğrafı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.


TARİHİ

1955 İskan Raporu

1955 Köy İmar Planı

Devecipınarı köyü kısa bir tarihe sahiptir. 1951 yılında Bulgaristan'dan göçmen olarak gelen Türkler için devlet tarafından Haziran.1954-Haziran.1955 tarihleri arasında 79500 m2'lik alan üzerine 75 haneli olarak kurulmuştur. 1950 yılında Bulgaristan kominist rejime geçince, rejim gereği orada yaşayan Türklerin topraklarını ve hayvanlarını ellerinden alıp devletleştirmişti. Daha sonraları soyisim değişikliğine de gitmişlerdir. Türklerin bir bölümü çareyi anavatana gelmekte bulmuştu. Türkiye hükümeti göçmen gelenleri önce değişik köylere dağıttı. Oralarda arsa, tarla ve evler verdi. Devletin dağıttığı göçmenler için kurduğu köylerden birisi de Devecipınarı köyüdür.

Köyümüz adını, köy çeşmesinin eski bulunduğu yerden alır. Eskiden Tuz Gölü tuzlasından, tuz yüklenen deve kervanları Haymana Platosuna tuz sevkiyatı yaparken, eski çeşmenin olduğu yerde mola verip dinlenirlermiş. O zamanlar bu çeşmeye Deveciler Çeşmesi denirmiş. Daha sonra buraya devlet köy inşa edince bu çeşmeyi köy merkezine almış adını köye vermişler. (Devecipınarı=Deveciler Çeşmesi)

Bu çeşmenin Sakarya Meydan Muharebesinde Türk ve Yunan karargahlarına da konak yeri olduğu bizzat savaş gazileri tarafından anlatılır. Köyün yerleştiği mekanın daha önceki uygarlıklarca da yerleşim alanı olarak kullanılmış olduğu, kaldırım döşenmiş eski yollar ve ev temellerinde kullanılmış mermer taşlar üzerine kabartma olarak yapılmış haç ve yılan figürleri ile oyma olarak yazılmış latin harflerinden anlaşılmaktadır.

Tamamen çorak, ağaçsız ve yeşilliksiz olan bu köyü zamanla köy halkı kendi çabalarıyla yeşillendirmiştir. Köy içindeki toprak yolları da karakol çavuşunun teşfik etmesiyle köy halkı imece usulüyle ve kendi imkanlarıyla taşla döşemiştir. Köyün tek camisini de köylüler ortak çabalarıyla kendileri yapmıştır.

Köy halkı Bulgaristan'ın çeşitli bölgelerinden gelmiştir. Konuşma şiveleri bile farklılıklar gösterir. Mesela "geliyor" kelimesini:
Şumnu Sancağından gelenler : "geleri"
Novrat Sancağından gelenler : "gelor"
Varna Sancağından gelenler : "geliya"
Deli Orman Sancağından gelenler : "geli"
Kırcaali Sancağından gelenler : "geliyo"
şeklinde söylerler.


Mangal Dağı
Mangal Dağı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.


MANGAL DAĞI VE SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

Devecipınarı köyü, Mangal Dağı'nın eteklerinde kurulmuş olmasıyla da tarihi açıdan önemlidir. Köyün kuzeyinde yer alan Mangal Dağı doğu-batı istikametinde uzanan ve bütün çevreye hakim 1436 metre yüksekliğinde ve 5-6 km uzunluğunda heybetli ve sarp bir dağdır.

Bu özelliklerinden dolayı Mangal Dağı, 23 Ağustos – 13 Eylül 1921 tarihleri arasında 22 gün 22 gece devam eden ve dünyada eşi benzeri görülmemiş bir savaş olan Sakarya Meydan Muharebesi'nde önemli rol oynamıştır. Burası Batı emperyalizminin 1071'den bu yana Anadolu'da gelebildiği doğudaki en uç noktadır.

Bu müthiş ve tarihin akışını değiştiren savaşı Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler kitabından alıntılardan da yararlanarak şöyle özetleyebiliriz:

Komuta kurulu başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Polatlı’da toplandı. Son bilgiler gözden geçirildi. Keşif ve haber alma raporları Yunan ordusunun genel yürüyüşe geçmesine çok az zaman kaldığını gösteriyordu. Yunan ordusu 14 Ağustos 1921 Pazar günü saat 05:00’te üç dolgun kolordusu ile harekete geçmişti. Yunan büyük taarruzunun ikinci evresi başlamıştı.

Sol kanattaki (Kuzeydeki) üçüncü kolorduya General Polimekanos, komuta ediyordu. Bu kolordunun üç tümeni, Eskişehir Ankara demiryolunun iki yanından Sakarya ya doğru ilerliyordu.

Ortada birinci kolordu vardı. Komutanı General Kondilis’ti. Bu kolordu üç tümeni ile Sivrihisar doğrultusunda ilerliyordu.

Sağ kanatta (Güneyde) ikinci kolordu vardı. Komutanı General Prans Andreas'tı. Bu kolordu iki piyade tümeni ve bir süvari tugayı ile Sakarya’nın güneyinden yol almaktaydı. Afyon'dan yola çıkan 9. tümende yolda bu kolorduya katılacaktı.

Yoğun telsiz ve telgraf raporlarından, Yunan ordusunun bütün birlikleri ile harekete geçtiği anlaşılmıştı. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Kazım Paşa, Binbaşı Tevfik bey, Yarbay Salih Omurtak, öğleden önce Albay Deli Halit Bey’in komutasındaki 12. grubu ziyaret için iki arabayla grup karargahının bulunduğu Toydemir köyüne 15 Ağustos 1921 (Kurban Bayramının 1. günü) geldiler. Bu grup Sakarya boyunda, demir yolundan güneydeki Yıldıztepe'ye kadarki kesimde mevzilenmişti.

Başkomutan:

- Şu andaki asker sayımız istediğimiz düzeyde değil, dedi. Ama güneye yöneleceği anlaşılan düşman bize zaman kazandırıyor. Askerlik Şubelerinde, eğitim alaylarında bir çok gencimiz ve askerimiz var. İşlemleri bitenler eğitim alaylarına, eğitimi sona erenler orduya katılıyor. Millet çocuklarını saklamadan askere yolladığı için bu akış artık durmaz. Savaş boyunca devam eder. İçiniz rahat olsun.

Yeni savaş yönetimini genişçe anlattı ve bir cümle ile özetledi.

- Yurdumuzu karış karış koruyacağız.

Nice savaş görmüş komutanları bile heyecan bastı. Gerçek bir ölüm kalım savaşı olacaktı.

Yapılan konuşmalardan sonra keşif yapmak üzere Yıldıztepe'ye çıkıldı. Çıktıkları tepeden doğu batı doğrultusunda uzanan Ilıca Vadisi gerçekten iyi görünüyordu. Vadinin kuzeyi, güneye egemendi. Bu durum savunmaya kolaylık ve üstünlük sağlayacaktı. Esas savunma hattının bu vadinin kuzeyinde oluşturulması 4. grubun Yıldıztepe ile Ilıca Vadisi arasındaki kesime kaydırılması kararlaştırıldı. 4 ncü grubun soluna 2 nci grup gelecekti.

Doğuya doğru iyice ileride, çevreye egemen heybetli bir dağ vardı. Güçlü bir dürbünle çevreyi inceleyen Başkomutan sordu:

-Şu koyu renkli güzel dağın adı ne?

-Mangal Dağı

Dürbünü gözünden indirdi. Yere gerili olan haritaya baktı dağı buldu işaretledi.

-Sol kanadımızı bu güzel dağa dayayalım. Düşmanın daha doğuya doğru ilerleme olasılığı belirirse bu dağı esas savunma hattına katarız.

Mustafa Kemal'in tahmini doğru çıkacak ve sonraki günlerde Türk ordusunu kuşatmak isteyen Prens Andreas'ın kolordusu, Mangal Dağı'nın doğusudaki Güzelcekale'ye kadar ilerleyecekti.

Savaş Krokisi

Öğle yemeğini 12. grubun karargahında Toydemir köyünde komutanlarla yiyeceklerdi. İsmet Paşa haritasını toplamaya başlarken bir at kişnemesi ve bir erin, korku dolu çığlığını duyup başını kaldırdı. Mustafa Kemal Paşa tam ata binerken bir şeyden korkan at parlayınca ayağı özengiden kayıp yere düşmüş sol böğrünü büyükçe bir taşa çarpmıştı. Ankara’da çekilen röntgen sonucu başkomutanın sol kaburgasından birinin kırık olduğu anlaşıldı.

23 Ağustos 1921 günü ise Yunan kuvvetlerinden; Porsuk Deresi'nin güney ve kuzeyinde takviyeli bir tümen, güney kanatta Türk mevzilerinin karşısında Ilıca Dere - Timurözü Deresi güneyinde dört tümen bulunuyordu. Mangal Dağı güneyinde üç piyade tümeni ileri harekat yapmaktaydı. Sakarya Savaşı'nda kesin sonuç alınan çarpışmalar Mangal Dağı yöresinde yapılmıştı. Esas savunma hattının Mangal Dağı yöresinde oluşturulduğunu gören Yunan ordusu, şiddetli saldırılar sonunda Mangal Dağı'ndaki Türk ileri mevzilerine yaklaştılar.

23 Ağustos 1921'den beri Yunanlıların kuşatma harekatını Sakarya mevzilerinin güney kanadında yoğunlaştırmakta olduğunu önceden farkeden Mustafa Kemal Paşa gerekli tedbirleri almıştı. 100 kilometrelik bir cephe boyunca kanlı ve çok şiddetli bir meydan savaşı başladı. Yunanlılar, cepheden bir tümenle saldırırken, güney kanadını sekiz tümenle çevirmeye başladı. Kuşatmanın önlenmesi için mevziler sol kanattan doğuya doğru çevrilerek cephe genişletildi.

24 Ağustos 1921 günü düşmanın kuşatma harekatını önlemek için Mangal Dağı'nın ne pahasına olursa olsun elde tutulması amacıyla Türk kuvvetlerine emir yayınlandı. Yapılan şiddetli savaş sonunda Yunanlılar, Beylikköprü'den Sakarya'yı geçerek yakındaki sırtlara kadar ilerledi. 4 ncü Grup ile karşılaşan Yunan kuvvetleri Etrek ve Yenicedağ bölgesini ele geçirdi. 2 nci ve 3 ncü Grup mevzilerine kadar çekildi. Yunan birlikleri tarafından yapılan taarruzları daha ileriye gidemedi.

2 nci Grup bölgesindeki Mangal Dağı'nda, kayalık olması nedeniyle tam hazırlanamamış olan mevzilere doğru esen çok şiddetli fırtına vardı. Yağan yağmurun da etkisiyle Türk askerleri düşmanı görmekte zorlanıyordu. Bu avantajı iyi kullanan Yunanlılar, topçusunun da desteğiyle Mangal Dağı'nı işgal etti. Bu savaşlarda her iki tarafın asker ve subay kaybı çok fazla oldu. Mangal Dağı'nı ele geçirmek, Yunanlılar için parlak bir başarı oldu. Yaptıkları taarruzlarla Çaldağı'na ve Haymana yakınlarına kadar ilerleyebildi. Mustafa Kemal Paşa dağın yakınındaki Yamak köyüne kadar gelip askere moral vermiş ve alay komutanlarına da gerekli talimatları bildirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa'nın tarihi direnme emri bu zor günlerde yayınlanmıştı.

- Hattı müdafa (hat savunması) yoktur sathı müdafa (alan savunması) vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmaya ve karşı koymaya mecburdur.

Bu emir o kadar büyük bir imanla tatbik edilmiştir ki çekilen birlikler ilk durduğu yerde tekrar savunmaya geçiyor ve şiddetle direniyordu. Yedek birlikler şiddetli çarpışmalar sonucu açılan gedikleri kapatmak için 70 kilometrelik zorlu yürüyüşten sonra savaşa giriyordu. Sakarya Meydan Savaşı'nda en kanlı çatışmalar, 24 - 30 Ağustos 1921 tarihleri arasında olmuştu. Yunanlılar, 30 Ağustos 1921'e kadar birleşik Türk Kolordusunun sol kanadında Kartaltepe güneyi, Tırnaksız, Adatepe güneyine kadar ilerlemişler, fakat daha ileriye geçememişlerdi. Yıldıztepe ve Toydemir yönünde gelişen saldırılar Kara Hamza, Yeni Mehmetli ve Sarı Halil güneyindeki hatta kadar ilerledi. Çaldağı, Haymana yönündeki Yunan taarruzu, Sivri - Çaldağ güney hattında direnen Türk kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. Cephenin sol kanadındaki Türk kuvvetleri, şiddetli Yunan saldırıları karşısında Çaldağı hattına kadar çekildi.

Yunanlılar'ın 30 Ağustos 1921'e kadar uyguladıkları kanatlardan kuşatma harekatı başarısızlığa uğradı. Bu tarihten sonra Yunanlılar taktik değiştirerek cepheden saldırıyla yarma harekatına girişmişlerdi. Yapılan kara ve hava keşifleri, Yunan taarruz gücünün Çaldağı ve Haymana bölgesinde yoğunlaştığını gösteriyordu. 5 Eylül 1921'e kadar aralıksız devam eden düşman saldırıları bu tarihte bütün cephede durduruldu.

Bu muharebede Türk süvari grubunun düşmanın yan ve gerilerine taarruzu ile; düşmanı devamlı olarak gerilerde tedbir almaya zorlaması, Sakarya Meydan Savaşı'nın kazanılmasında büyük etken olmuştu. Mangal Dağı'nın düşmandan geri alınması da Türk süvari grubunun mücadelesi ile olmuştur.

Düşmanın cepheye kuvvet kaydırması da sonuç vermedi. 22 gün, gece ve gündüz devam eden savaşlarda Sakarya Nehri'nden su yerine kan aktı. Devamlı kaydırmalarla Yunanlıların çevirme harekatı cephe savaşına dönüştürüldü. Savaşın başlangıcında batıya dönük olan cephe, devamla kaymalarla güneye doğru yönelmişti. Sonunda Yunan taarruzları gittikçe yavaşlayarak 5 Eylül 1921'de son buldu.

Komşu köylülerin anlattıklarına göre savaşın en kanlı çarpışmalarının yaşandığı bu dağın çevresindeki ve Haymana'ya kadar olan bölgedeki derelerin savaş günleri boyunca kırmızı renkte aktığı söylenir. Bugün bile hala orada boş mermi kovanları ve patlamamış top mermileri bulunabilmektedir.


KÜLTÜR

Düğün Törenleri

Köy düğünlerimiz cuma gününden başlar. Bir gün öncesinden düğüne davet için oğlan evi gençlerin eline şeker tabağı verir. Gençler ev ev gezerek şeker ikram eder ve düğüne davet ederler. Bu davet edilme olayına "Okuntu" denir. Cuma namazından sonra oğlan evine bayrak asılır ve düğün başlar. Düğün evine gidecek olanlar eğer isterse davulcuyu çağırır. Bir sırık ucuna kumaş veya basma baylayarak bir çocuğun eline verir. Çocuk ve davulcu önde, davetli arkada düğün evine giderler. Tabi ki davulcunun bahşişi de unutulmaz. Akşam kız evinde kına yakılır. Damada kına yakılmaz. Eğlence pazar gününe kadar devam eder. Oyunlar, kadın kılığına girmiş erkekler, erkek kılığına girmiş kadınlar parodiler yaparlar. Kız evine çeyiz serilir. Kız çeyizine bakılır. Çeyiz ne kadar çok ve çeşitli ise, değişik ve ender rastlanan motifler varsa gelinin itibarı o denli artar. Pazar günü gelin ve çeyizi alınır. İkindi namazından sonra düğün sona erer. Yatsı namazını müteakip imamın duası eşliğinde damat gelinin odasına girer. Tabi ki dini nikah söz kesildikten sonra yapılır. Nişan takma veya düğüne kadar mutlaka yapılır.

Hıdrellez Şenlikleri

Hıdrellezden bir gün önce, genç kızlar ellerinde, içi yarım su dolu bir küçük bakraç veya küçük küp ev ev gezerler. Bu kap içine evin genç kızları dilek tutarak küpe, çatal iğne gibi kendini belirtecek cisimler atarlar.

Ertesi gün hıdrellez şenliği için çayırlık alanda toplanılır. Uzun ve kalın bir kalas ortasına bir karış çapında kütük yan olarak konur. Kalasın iki ucuna genç kızlar çıkarak ve zıplayarak biri diğerini havaya fırlatır. Sonra o düşer, diğerini fırlatır. Bu zıplatma bir nevi ayakta oynanan tahteravallidir. Tabi düşme riski de vardır. İp atlanır. Ateş yakılıp üzerinden atlanır. En iyi oyunlardan biri olan Çıkırancık (Direk dikilir. Ucunda pim vardır. O da ağaçtan uzun bir direğin ortasına, direğin pimi girecek şekilde delik delinir ve dikilmiş direğin ucuna da ortasına delik açılmış direk "T" şeklinde oturtulur.)'ın iki ucuna gençler bir birine zıt yönde karnı üzerine biner ve ayaklarını yere vurarak dönerler. Ayaklarını hızlı vururlarsa direk pimden çıkıp düşebilirler.

Bu oyunlardan sonra toplanılır. Bir gün önceden bakraç içine atılan cisimler tek tek maniler eşliğinde çıkarılır. Cisimle beraber mani de bakşa bir torbadan çekilir. Kimin işeretine ne mani çekilmişse açıktan o mani okunur.


YÖNETİM

Devecipnarı köyü, kamu kurum ve kuruluşlarında temsil edilmesi için muhtarlık seçimleri yapılmaktadır. Köyün yönetimi muhtar ve dört aza tarafından sağlanıyor.

Yapılan son seçimlerde,

Muhtar
-Süleyman Aytekin

Azalar
-Murat Çabukol
-Hasan Aytekin
-Orhan Çabukol
-Ali Çabukol

olarak seçilmişlerdir.

Köyümüzün 2006 yılı sonuna kadar sürekli bir de bekçisi vardı. 2007 yılından itibaren gerekli görülmediğinden bekçilik kaldırıldı.

Seçilme yıllarına göre diğer köy muhtarları:

2009 - Süleyman Aytekin
2004 - Adem Karakaş
1994 - Abdullah Yaprak
1989 - Canip Akman
1984 - Rasim Mete
1976 - Canip Akman
1970 - Şerif Yenihayat
1966 - İbrahim Yıldız
1955 - Süleyman Sürer



Köy Muhtarı - Süleyman Aytekin
Köyümüzün şu anki muhtarı
Süleyman Aytekin
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.











GENEL ÖZELLİKLERİ
Devecipınarı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.

Köyümüz eskiden yaklaşık 70 haneliydi (yaklaşık 250 kişi). Zamanla büyük şehirlere olan göçler nedeniyle nüfus çok azalmıştır. 2000 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfusu 78 kişidir.

Köyde okullar açıldığında okuyan çocuğu olmayan iki üç aile dışında herkes Polatlı'ya, Ankara'ya gider. Herkesin buralarda da evi vardır. Yazın ise mahsüllerini, ekinlerini biçmek için köye dönerler. Kış aylarında nüfusu azalan köyümüzün, yaz aylarında nüfusu bir kaç kat artar. Köyün geçim kaynağı hububat tarımı ve hayvancılıktır.

Devecipınarı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.

Devecipınarı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.

Çevre köylere göre oldukça bol ağaçlı ve yeşil bir görünüme sahiptir. Kayısı başta olmak üzere elma, armut, ceviz, vişne gibi meyve ağaçları bulunur. Kayısılar yağışlı mevsimlerde oldukça bol ürün verir. Toplanan kayısılar kurutulur veya marmelat, reçel yapılır. Maalesef küresel ısınmanın etkilerinden biri olarak eskiden olduğu kadar yağış olmadığından kuraklık olmaya ve ağaçlar azalmaya başlamıştır. Evler ve bahçeler, başka köylere göre oldukça düzenli, planlı ve eskisi kadar olmasa da bakımlıdır.

Eskiden ısınma her evde bulunan küp şeklinde evin içine doğru yapılan fırınlarda samanların yakılması ile sağlanıyordu. Fırının bir köşesinde bulunan teneke kutulara konan sıcak su kaynatılarak kullanılır aynı zamanda fırının içinde de ekmek pişirilirdi. Bunlar üç işi bir arada yapabilen fonksiyonel fırınlardı.

Günümüzde ısınma odun-kömür subalarıyla sağlanıyor. Fırınlar ısınmak için değil sadece ekmek yapılması için kullanılıyor.

Evlerin dış duvarlarında eskiden olduğu gibi boya kullanılmaz. İnceltilmiş saman karıştırılmış çamurla sıvandıktan sonra üstüne de kireçlenir. Bu nedenle evlerin hemen hemen tamamı beyazdır.











Köylümüz genel olarak tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır. Tarım ürünleri olarak buğday, arpa, yulaf, kimyon ekilir. Yeraltı sularıyla sulama yapılabilen bahçeleri vardır. Bahçelerde ise mısır, domates, biber, salatalık gibi sebzeler ekilir. Sebzelerin satışı yapılmaz. Köylü kendi ihtiyacı için yetiştirir.

Ekmek hazır alınmaz. Köylü kadınları kendileri yaparlar. Köydeki tek bakkal kapandıktan sonra alış-verişler halen ilçeden gelen seyyar bakkal kamyonetleri ile yapılıyor.

Köyümüzdeki evlerin tamamı kerpiçten yapılmıştır ve çatıları kiremitle kaplıdır. Duvarlar kireçle sıvanır. Kışın yağmurlar nedeniyle dökülen yerler yazın tekrar sıvanır. Bahçe duvarları genelde yüksek yapılmıştır.



Devecipınarı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.


Bir ilköğretim okulu var ancak öğrencisi ve öğretmeni olmadığından eğitim öğretime kapalıdır.

Bir sağlık ocağı varsa da doktor, sağlık memuru veya ebe olmadığından genellikle kapalıdır.

Köylüler tarafından yapılmış olan caminin minaresi yoktur. Yakın gelecekte camiye bir de minare yapılması kararlaştırılmıştır.

Köyde ayrıca kullanılmayan bir selektör bulunur.

Köyün faaliyette olan kamu kurumları, bir memuru ile tarım kredi kooperatifi ile jandarma karakoludur.

Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Elektrik şebekesi vardır ve her evde elektrik bağlıdır. Sokaklar geceleri elektrik lambalarıyla aydınlatılır.

Sabit telefon hatları ile iletişim sağlanır. Ayrıca Mangal Dağı'na kurulan vericiler sayesinde de tüm GSM şebekelerinin kapsama alanına girmiş durumdadır. Cep telefonu görüşmeleri sorunsuz bir şekilde yapılmaktadır.



Devecipınarı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.

Deniz seviyesine olan yüksekliği nedeniyle yazın bile serin bir havası vardır. Hipertansiyon hastası olanların bu köyde yaşadığı sürece ilaç kullanmasına gerek kalmadığı söylentileri var. Ayrıca çok sessiz, sakin olması nedeniyle şehirlerin gürültülü hayatından kaçıp huzur arayanlar için ideal bir yerdir. Geceleri ağustos böceği sesleri dinleyerek uyumak nedir bilmeyenlere burada bir süre yaşamalarını tavsiye ederim.



Devecipınarı Köyü Uydu Fotoğrafı
Devecipınarı
Gerçek boyut için
resmin üzerine tıklayın.



Tanıtım:
Hüseyin Güngör
(2007)